Dünya genelinde cezaevi güvenliği denildiğinde akla ilk olarak gelişmiş gözetleme teknolojileri, yapay zeka destekli kameralar ve aşılması imkansız biyometrik bariyerler gelir. Ancak İsrail yönetiminin gündeme getirdiği son güvenlik projesi, insanlığı modern teknolojinin çok ötesine, Orta Çağ’ın karanlık savunma yöntemlerine geri götürüyor. Filistinli esirlerin tutulduğu yüksek güvenlikli cezaevlerinin çevresine timsahlarla doldurulmuş hendekler kazma tasarısı, sadece askeri bir savunma mekanizması değil, aynı zamanda derin bir insani krizin ve psikolojik savaşın habercisi olarak değerlendiriliyor. Kamuoyuna sızdığı andan itibaren uluslararası arenada büyük bir infial yaratan bu proje, insan hakları savunucularından hukukçulara kadar çok geniş bir kesimin sert tepkisiyle karşılaştı.
Orta Çağ Savunma Refleksleri ve Projenin Arka Planı
İsrail güvenlik bürokrasisinin üzerinde çalıştığı iddia edilen bu sıra dışı proje, cezaevlerinin fiziki güvenliğini artırma amacını taşıyor gibi görünse de kullanılan yöntem itibarıyla dünya genelinde şaşkınlık ve öfkeyle karşılandı. Projenin detaylarına göre, özellikle çöl bölgelerinde ve yüksek güvenlikli alanlarda yer alan cezaevlerinin dış çeperlerine derin hendekler kazılması ve bu hendeklerin yırtıcı sürüngenlerle, özellikle de aç timsahlarla doldurulması planlanıyor. Bu projenin temel amacı, hapishanelerden kaçış girişimlerini fiziksel olarak imkansız hale getirmek ve olası tünel kazma faaliyetlerini doğrudan engellemektir.
Ancak uzmanlar, böylesi bir yöntemin modern ceza infaz sistemlerinde hiçbir karşılığı olmadığını vurguluyor. Güvenlik uzmanları, vahşi hayvanların bir güvenlik unsuru olarak kullanılmasının öngörülemez sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekiyor. Timsahların kontrol edilmesi zor, içgüdüsel hareket eden yırtıcılar olması, hem kaçmaya çalışan esirler hem de cezaevi personeli için sürekli bir hayati risk barındırıyor. Bu durum, projenin güvenlikten ziyade bir cezalandırma ve yıldırma politikası olduğunu gösteriyor.
Gilboa Hapishanesi Firarı ve Güvenlik Paranoiası
İsrail’in bu denli radikal ve Orta Çağ’ı andıran yöntemlere yönelmesinin arkasında, yakın geçmişte yaşanan büyük bir güvenlik fiyaskosu yatıyor. 2021 yılının Eylül ayında, yüksek güvenlikli Gilboa Hapishanesi içinden kazılan bir tünelle altı Filistinli esirin kaçması, İsrail güvenlik mekanizmasında derin bir sarsıntıya neden olmuştu. Kaşıklarla kazılan bu tünel, İsrail’in aşılmaz olarak nitelendirilen cezaevi sistemlerinin aslında ne kadar kırılgan olabileceğini tüm dünyaya gösterdi.
Bu firar olayının ardından İsrail hükümeti ve güvenlik birimleri, cezaevlerinin altını ve çevresini kontrol altında tutabilmek için çeşitli alternatifler aramaya başladı. Tünel kazma faaliyetlerini engellemek için yer altına sismik sensörler yerleştirilmesi, beton bariyerlerin kalınlaştırılması gibi teknolojik çözümler tartışılırken, timsahlı hendek projesinin gündeme gelmesi güvenlik bürokrasisindeki paranoianın hangi boyutlara ulaştığını gözler önüne seriyor. Kaçış yollarını tamamen kapatmak adına doğanın en yırtıcı canlılarını birer gardiyan gibi kullanma fikri, güvenlik endişesinin çok ötesinde sistematik bir işkence yöntemi olarak kabul ediliyor.
Uluslararası Hukuk ve Cenevre Sözleşmesi Kıskacında İsrail
İsrail’in bu girişimi, uluslararası hukuk normları ve özellikle de savaş esirlerinin korunmasını öngören Cenevre Sözleşmesi çerçevesinde sert bir şekilde eleştiriliyor. Cenevre Sözleşmesi, tutuklu ve esirlerin insanlık dışı muameleye tabi tutulmasını, onurlarının kırılmasını ve hayati tehlikeye atılmasını kesin bir dille yasaklar. Bir cezaevinin etrafını yırtıcı hayvanlarla kuşatmak, esirler üzerinde sürekli bir ölüm korkusu yaratarak ağır bir psikolojik işkence sınıfına girmektedir.
Uluslararası hukukçular, bu projenin hayata geçirilmesi durumunda İsrail’in açıkça savaş suçu işlemiş olacağını belirtiyor. Esirlerin sadece fiziksel bütünlüklerinin değil, aynı zamanda ruhsal sağlıklarının da korunması devletlerin yükümlülüğü altındadır. Pencerelerinden veya havalandırma avlularından baktıklarında ölümcül sürüngenleri gören esirlerin yaşayacağı sistematik anksiyete ve korku, uluslararası mahkemelerde cezalandırılabilecek bir hak ihlali olarak nitelendiriliyor.
Sivil Toplum Kuruluşları ve Siyasi Çevrelerden Yükselen Tepkiler
Projenin basına yansımasıyla birlikte, dünya genelindeki insan hakları örgütleri ardı ardına kınama mesajları yayımladı. Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi kuruluşlar, İsrail hükümetine bu akıl dışı projeden derhal vazgeçmesi çağrısında bulundu. Yapılan ortak açıklamalarda, Filistinli esirler üzerindeki baskıların zaten kabul edilemez düzeyde olduğu, bu yeni adımın ise insanlık onurunu tamamen ayaklar altına aldığı vurgulandı.
Filistin Esirler Cemiyeti ise yaptığı açıklamada, İsrail’in cezaevlerini adeta birer Orta Çağ zindanına dönüştürmek istediğini belirtti. Filistinli yetkililer, uluslararası toplumun bu vahşete sessiz kalmaması gerektiğini ifade ederek, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni ve Dünya Sağlık Örgütü’nü acil göreve çağırdı. Sadece Filistin kanadından değil, İsrail içindeki sol eğilimli ve barış yanlısı bazı sivil toplum kuruluşları da hükümetin bu planını insanlık dışı ve utanç verici olarak nitelendirerek protesto etti.
Esirlerin Sağlığı ve Güvenliği Tehdit Altında
Timsahlı hendek projesi, sadece doğrudan bir saldırı tehdidi oluşturmakla kalmıyor, aynı zamanda cezaevlerindeki genel sağlık ve hijyen koşullarını da tehdit ediyor. Durağan su kütlelerinin oluşturulması, özellikle sıcak çöl ikliminde sivrisineklerin ve çeşitli salgın hastalıkların üremesi için uygun bir zemin hazırlayacaktır. Bu durum, zaten yetersiz beslenme ve kötü yaşam koşullarıyla mücadele eden Filistinli esirler için yeni bir sağlık felaketi anlamına gelebilir.
Ayrıca, bu hendeklerin bakımı, temizliği ve hayvanların beslenmesi gibi süreçler, cezaevi bütçelerinin ve kaynaklarının insani yardımlar yerine askeri ve cezalandırıcı yöntemlere harcanacağını gösteriyor. Siyaset uzmanları, bu tür projelerin İsrail iç siyasetindeki aşırı sağcı seçmeni memnun etmek amacıyla ortaya atılan popülist ve tehlikeli adımlar olduğunu savunuyor.
İsrail’in Timsahlı Hendek Projesine Yönelik Sıkça Sorulan Sorular
İsrail neden cezaevlerinin etrafına timsahlı hendekler kazmak istiyor?
İsrail yönetimi, özellikle 2021 yılındaki Gilboa Hapishanesi firarından sonra cezaevlerinden tünel kazılarak kaçılmasını kesin olarak engellemek istemektedir. Timsahlı hendekler, hem fiziksel bir engel oluşturmak hem de esirler üzerinde caydırıcı bir psikolojik baskı kurmak amacıyla planlanmaktadır.
Bu proje hangi uluslararası yasaları ve sözleşmeleri ihlal ediyor?
Bu proje, başta savaş esirlerinin ve sivillerin haklarını koruyan Üçüncü ve Dördüncü Cenevre Sözleşmelerini ihlal etmektedir. Ayrıca Birleşmiş Milletler İşkenceye Karşı Sözleşmesi kapsamında, tutuklulara yönelik psikolojik işkence ve insanlık dışı muamele yasağını doğrudan çiğnemektedir.
İnsan hakları örgütlerinin bu projeye karşı somut adımları nelerdir?
Uluslararası insan hakları örgütleri, konuyu Birleşmiş Milletler platformlarına taşıyarak İsrail üzerinde diplomatik baskı oluşturmaya çalışmaktadır. Ayrıca, projenin tamamen iptal edilmesi için uluslararası mahkemelere başvuru hazırlıkları yapılmakta ve küresel ölçekte imza kampanyaları düzenlenmektedir.
Timsahların güvenlik amacıyla kullanılması ne gibi riskler barındırıyor?
Yırtıcı hayvanların kontrol edilmesi imkansıza yakındır. Bu durum hem esirlerin hem de cezaevi personelinin hayatını tehlikeye atmaktadır. Ayrıca hendeklerdeki durgun sular, salgın hastalıklara ve ciddi çevre kirliliğine yol açarak cezaevindeki yaşam koşullarını tamamen yaşanmaz hale getirebilir.

